Mobil cihazlar servisi izmir

Bilişim teknolojilerinin yakın geçmişte yaptığı sıçrama ile birlikte mobil cihazların geldiği nokta aslında çok sürpriz olmadı. Konuşma ya da mesajlaşmanın dışında ‘yılan’ oynayabildiğimiz telefonlar göz açıp kapayana kadar akıllandılar, kişisel bilgisayarımızda yapabildiğimiz hemen her uygulamayı avcumuzun içine koyar oldular. Gün boyu ne zaman boşluğa düşsek elimize alıp içinde kaybolduğumuz küçük ekranlarda günümüzde pek küçük olmasalar da artık sosyal hesaplarımızı takip ediyor, favori oyunlarımızı oynuyor, bankacılık işlemlerimizi yapıyor ve gideceğimiz adresi esnafa değil elimizdeki akıllı telefona soruyoruz.

Klavye başında geçirdiğimiz saatler yerini küçük tuşlara ve dokunmatik ekranlara bırakırken, bir diğer iletişim metodumuz olan e-postalarımızı da telefonlara ve tabletlere taşıdık. Akşam eve gittiğimizde “Ben bir e-postalarıma bakayım.” diyerek monitör karşısına oturmaktansa günün herhangi bir saatinde herhangi bir mekanda e-postalarımıza erişebilir olmak herkesi büyüledi. Önceleri gittiğimiz her yerde kablosuz ağ ararken, GSM operatörlerinin yatırımları ile birlikte 2G, 3G, 4G derken “internete bağlanmak” cümlesi dilimizden düştü. Bu gelişmelerin ışığında kurumlar için yeni bir kavram, yepyeni bilinmeyenleri ile çok konuşulur oldu; Mobilite.

Nedir Bu Mobilite ?

Mobilite, kişisel hayatımızdaki hareket serbestliği şeklinde bakıldığında doğal olarak sahip olduğumuz bir özellikti ve ek fayda getiren bir faktör olarak algılanmıyordu. Fakat yukarıda bahsettiğimiz gelişmeler sonucunda kurumsal alanda mobilitenin uygulanabilir hale gelmesi, hemen her sektörde çalışma metodlarını ve üretim süreçlerini ciddi anlamda etkiledi. Belli görevdeki çalışanların bir binada bulunma zorunluluğunun ortadan kalkması ve saha ekiplerinin ofise uğramaya neredeyse hiç gerek duymaması büyük kurumları bile esneyebilen yapılar haline getirdi. Çünkü aklın yolu birdi: “Kişisel bilgisayarımda yapabildiğim hemen her şeyi mobil cihazımda yapabiliyorsam, ofiste yaptıklarım için de neden aynısını yapmıyorum?”

İlk bakışta masum ve mantıklı bulup “evet, neden olmasın?” şeklinde yaklaştığımız bu soru aslında arkasında pek çok tehlike barındırıyor. Kendi e-postalarımızı istediğimiz herhangi bir yerde tutabilir, istediğimiz gibi dağıtabiliriz fakat söz konusu kurumsal e-posta hesabımız olduğunda, bu veriyi telefon ya da tabletimize alıp alamayacağımız, yüksek katılımlı toplantılarda günlerce tartışılabilir ve bir türlü üzerini çizemediğimiz, aşılamayan düğüm noktası hep aynı olur; kurumsal verinin güvenliği.



Bir cevap yazın